28 Aralık 2009 Pazartesi

2 ayda neler oldu neler...

















Birşeyler karalamayalı iki aydan uzun bir süre olmuş. Geçen iki ay içinde yaşanılanlar sanırım Uganda'yı daha iyi anlatacaktır. Önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi işler çok yoğun şekilde devam ediyor . Sürekli yeni bir oluşum, çalışma , Türkiye'de neyse burda biraz daha yoğun bir şekilde devam etmekte. Zaten bunları bilerek buraya geldiğim için pek fazla rahatsızlık duymuyorum , hatta bu koşturmacanın içinde olmak ayrı bir keyif veriyor ,sıkılacak zaman bulamıyorum.

Son 2 ay:

Daha önce de yazdığım gibi Uganda; Türkiye ve çevre Afrika ülkeleriyle kıyaslandığı zaman çok daha güvenli bir ülke. Bunu daha önce Kampala için de söylemiştim . Gece korkmadan beyaz olmanıza rağmen yolda rahatlıkla yürüyebilirsiniz kimse sizi rahatsız etmez, sataşmaz, en fazla duyacagınız ses , geçen boda bodaların ( motosiklet taksi ) sizi potansiyel müşteri olarak görmelerinden dolayı "boss! boss!" diye bağırmaları olacaktır . Geçtiğimiz günlerde, sürekli gittiğim barların dışında , biraz daha lokal nüfusun tercih ettiği bir bara gittim . Çok keyifli geçen gecenin ardından bar çıkışı yoğun kalabalıkta cüzdanımı çaldırdım . (Neyse ki bir Türk bu tip olaylara alışkın olduğundan asla cüzdanının içinde para taşımaz :) )Paralar cebimdeydi giden bir iki kredi kartım ve ehliyetim oldu . Kredi kartlarını iptal etmek bugünün telefon bankacılığında yaklaşık bir iki dakikanızı alıyor . Ancak çalınan ehliyetime çok üzüldüm çünkü sürekli Entebbe'ye seyahat ettiğimden ehliyetimi biran evvel halletmem gerekiyordu, bunun içinde birsonraki gün karakola gittim. Karakol teknolojinin epey gerisinde kalmış, bakkal defterine benzer bir deftere referans numarası açıyorlar ve olayı el yazısıyla yazıyorlar. Size de olayın kayıtlı oldugunu belirten bir yazıyla, referans numarasının belirtildiği bir kağıt parçası veriyorlar. Neyse hafif gülümsemeler eşliğinde bahçesinde tavukların koşturduğu karakoldan işimi halledip çıktım. Başka bir seçeneğim olmadığı için Uganda ehliyeti için başvurumu yaptım. Gereken evrakları Meltem'in ofisinde çalışan Uganda'lı bir arkadaşımızın yardımıyla hazırladım. Tek yapmam gereken ehliyetin harcını ödemek ve bir ay içinde ilgili yerlere gidip imza atmaktı. Asıl tezat burada başlıyor. Ehliyetimi kaybettiğimde, bahçesinde tavukların fink attığı teknolojinin epey gerisinde kalmış karakola karşın, ehliyet almak için başvurduğum merci son derece teknolojik donanıma sahipti. Elektronik imzalar , parmak izleri, anında çekılen resımler muhteşem bir bilgi deposu... her işlem bilgisayar kontrolünde denetleniyordu . Ne yalan söleyeyim Türkiye'den daha organize bir durumdalar. Bütün bu işlemleri tamamladıktan sonra ehliyetimi geçen hafta (40 günlük bir çaba sonrasında)aldım ve artık Uganda ehliyetim var :).


Bloga yazmadığım son iki ay içinde başıma gelen diğer bir olayı maalesef biraz daha kötü yaşadım.

Cuma akşamı saat 9.30 civarı Entebbe'ye operasyona gitmek üzere yola çıktım. Kampala çıkışında saat kulesi diye adlandırılan dönemeçe gelmeden trafik sıkıştı. Tehlikeli olabileceğini düşündüğüm için camı çok az aralamıştım, kapılarda kilitliydi. Tam o sırada telefonuma mesaj geldi. Cebimden telefonu çıkarttığım anda o daracık yerden gelen yumruğu hissetmem bir oldu :) Yüzüme gelen yumrukla yan koltuğa savruldum. Kendimi toparlamama fırsatım olmadan diğer saldırgan kapıyı nasıl açtıysa arka koltuğa oturmuş omuzuma bir yumrak daha gelmişti. Üzerlerinde silah veya bıçak olur düşüncesiyle telefonu direk bıraktım . Onlarda telefonu alıp, uzaklaştılar . Neyse ki façamız fazla bozulmamıştı . Kaldığım yerden Entebbe'ye devam ettim. Bu sefer karakol ve tavuklara gerek yoktu . :)

Bu iki tatsız olaydan sonra gelelim güzel şeylere...

Ilk cadılar bayramını Kampala'da geçirdim. Herkes çok güzel organize olmuştu. Bizde cadılar bayramı kutlaması olmadığından pantolon gömlek gitsemde, değişik kıyafetler içerisindeki insanlarla eğlenmek çok keyifliydi . Parti arkadaşımın Can'ın yeri Casablanca'da oldu.Uganda'da yaşadığım en güzel akşamlardan biriydi...


Daha geçen hafta kutlanan bir Christmas var ki anlatmakla bitmez.

Öncelikle her yıl Türkiye'nin belli bir kesiminde Christmasla ilgili bir iki hazırlık görürüz, bazı kutlamalar yaşanır ama hemen hemen çoğu evde de sembolik bir çam ağacı vardır, süslenir:)Nüfusun % 85 hıristiyan olan bir ülkede Christmas'ın ne kadar önemli olduğunu anladım . Haftalar öncesinden planlar yapılıyor , aileler bir araya geliyor, hediyeler süslemler ve daha bir çok şey . Bir yandan keyif versede bir yandan üzüldüm çünkü bizler kendi bayramlarımızı tatilden öte görmüyoruz, planlarımızı aileyle değilde ya bireysel ya da arkadas grubuyla yapıyoruz. Uganda'da insanlar ceplerinde para olmasada Christması o kadar mutlulukla bekliyolar ki onlar için sanki yeni bir hayat baslayacak .

Bende Christmas'ı Judith adında burda bana çok yardımcı olan Kenya'lı bir arkadaşımın evinde geçirdim. O yemeğinin güzelliğini size anlatamam... onlarca çeşit yemek, yaklaşık 20 kişiden oluşan büyük bir aile ve ek olarak partiye katılan arkadaşlar...
Mangal yakıldı, içkiler içildi, danslar edildi kısacası herşey vardı o gecede. Keşke bizlerde kendi bayramlarımızı böyle kutlasak diye geçirdim içimden.
Christmas zamanı tek sıkıntı insanlar köylerine gidebilmek ve kutlama yapabilmek için hırsızlığa yelteniyorlar , polisler sebepsiz yere sizi yolda durdurup rüşvet istiyor. Christmas zamanı Uganda' da bunlara dikkat etmelisiniz, onun dışında Christmas kutlamalarının çok keyifli olduğunu gördüm.

Diğer bir sevindirici olay ise Kampala'dan Entebbe'ye taşındım. İşlerimiz nedeniyle Kampala ofisi kapattık, Entebbe'ye havaalanı ofisine taşındık. Dolasıyla hergün 80 km yol yapmak yerine Entebbe'ye taşınmak daha güvenli ve mantıklıydı.
Zaten son yasadığım olaylardan sonra iyice sıkıldığım için umarım Entebbe'de herşey daha güzel olacak. Tek sıkıntı arkadaşlarımdan uzakta olmam ama Entebbe-Kampala arası 40 km:) bu nedenle arkadaşlarımla arama bu 40kmnin gireceğini düşünmüyorum:)













Birazda Entebbe'nin güzelliklerinden bahsedeyim...


Her taraf yeşillikler içinde, aşırı oksijenden kafanız bir tuhaf oluyor :) Gölün mavisiyle doğanın yeşilliği içiçe, burası şehir gibi değil adeta 60.000 nüfuslu bir kasaba havasında . Kampala'ya göre kesinlikle çok daha güvenli, trafik yok, havaalanı çalışmak ayrıca bir keyif , her türlü insan mevcut:) Kampala kadar değil ama Entebbe'de güzel restoranlar ve barlar bulabilirsiniz . Haftasonu 24 saat dolu plajlarından bahsetmeye gerek bile yok..:)


Bir başka konuda, Afrika'ya yardım için gelen, kurumlar ya da bireyler buradaki zor koşullardan sıkça bahsediyorlar. Ama çoğunun yaşantısına baktığınızda ikamet ettikleri evler ya villa ya da lüks bir apartman dairesi,evin içinde yardımcıları, altlarında da son model jeepleri ile gül gibi geçinip gidiyorlar. Bu refaha alışanlarda buraya yerleşip çok rahat bir şekilde yaşıyorlar:) Özetle yaptıkları fakir edebiyatı yaşadıkları lüks ile kıyaslanınca ortaya epey ironik bir görüntü çıkıyor.


-5 aylık Uganda maceramda Kampala'daki güzel ve güvenilir yerleri sizinle paylaşıyorum.

Naguru, Bukoto, Ntinga, Kololo, Nakesero gerçekten Kampala'nın en güzel yerlerinden, bu yerler fazla riskli değil. Özellikle Kololo ve Naguru'da istediğiniz gibi gezip dolaşabilirsiniz.

Yemek ve eğlence için: Bubbles , Casablanca , Just Kicking , Fat boyz , İguana , Crocodille , Efendys, kesinlikle tercih edilmeli ... Birçok gece kulübüde var ama pek tavsiye etmiyorum barlar eğlenmek için yeterli.

Alışveriş için: 24 saat açık Nakumat ve Game , Shoprate , Payless'te aradığınız herşeyi fazlasıyla bulabilirsiniz.

Sağlık için: Kampala- Kololo'da bulunan "Surgery" adındaki hastaneye gidebilirsiniz. Surgery'e giderseniz hemen aynı bahçede bulunan Rocks and Rosses adlı şirin cafede sandwich ve milkshake denemelisiniz.

Şimdilik bu kadar.

Bu arada 20 gun sonra Türkiye 'deyim sevdiklerime ve Türk yemeklerine kavuşmama cok az kaldı yaheyyaaa!! :)

Sevgiler ....

Volkan

Resimler Entebbe ' den :)



19 Ekim 2009 Pazartesi

Entebbe - Johannesburg -Entebbe -Johannesburg-Entebbe .....


Uzun zaman sonra yine yazmanın vaktidir. Bir aydan fazla vakit geçmiş olması lazım. Neler oldu neler! bu bir ay içerisinde...Başımdan çok fazla enteresan birşey geçmesede; işim sebebiyle 20 gün içinde 3 kere Güney Afrika'ya gidip gelmek ilginç hale getirdi.

Güney Afrika macerasına başlamadan önce Uganda da neler oluyor bahsedelim...Yaşam aynı şekilde hızlı ve keyifli devam ediyor . Haftaiçleri malum yoğun iş temposuyla geçerken haftasonları da kendime fazlaca vakit ayırabiliyorum. Havuz , spor , gece hayatı derken hop aylar geçip gidiyor biranda . Hergeçen gün yeni arkadaş ortamları ve insanlar sayesinde zaman hızlıca akıp geçiyor . Detaya girmeden önce kısaca G.Afrika maceramı anlatmak istiyorum:)
Mesleğim sebebiyle nerede olacağım belli olmuyor .Bundan yaklaşık bir ay once Londra ofisinin gerçekleştireceği, Johannesburg’dan Kandahar’a Kanada Askeriyesinin cargo operasyonu vardı. Malum müşteri önemli olunca bizden de birilerinin orda olması gerekli oldu. Kanada Askeriyesinden ilgili rütbeliler orda olucaktı ve birilerinin operasyonda onları bilgilendirmesi ve gerekli taşımanın yolunda sürebilmesi için kordinasyonu sağlaması gerekiyordu. Evet bu malum şahıs bendim. Neyse hemen bavul hazırladım biletler alındı , hayatımda ilk defa yeni bir ülkeye yol yordam bilmeden operasyon gerçekleştirmek için yola çıktım .
Güney Afrika ya giriş yapmak oldukça kolay . 30 gün e kadar vize almanıza gerek yok sadece tek önemli olay sarı humma aşı kartınız muhakkak yanınızda olması. Bu konuda çok hassaslar. Onun harici ülkeye girişte hiçbir sorunla karşılaşmıyorsunuz .

Havaalanına varışın ardından hemen para bozdurmak için havalimanının içirisindeki döviz bürosuna gittim. Söylemem gerekirki para bozdurmanın cok fazla prosedürü var:Pasaport imzalar vs. (Bu konuda çok hassaslar). !Gerektiği kadar para bozdurmalısınız çünkü Güney Afrikada Dolar ve Euro kullanma şansınız sıfır . Sadece Rant kullanabiliyorsunuz . Ayrıca sehrin içinde de döviz bürosu bulma şansınız pek fazla yok . Neysa arkasından havaalanının içerisindeki araba kiralama şirketinden arabamı aldım ve yola çıktım . Otelı bulma konusunda korkularım vardı. Fakat Johannesburg otobanına cıkınca bu korku yok oldu . Sebebi ise yollar o kadar düzenli biçimde yapılmışkı yolda kaybolma rıskınız cok az. Otele varıp biraz dinlendikten sonra , Kanadalı askerler ve handling firmasıyla kısa bir toplantıya girdik, herşeyin ilk günden yolunda gitmesi beni mutlu etmişti, ta ki üç uçuşun ilkini gerçekleştirene kadar. Havasartları cok olumsuz oldugundan yuklemede problemler yaşadık ve Kandahar dakı bır takım problemler sebebiyle ucuslar kaydı . Neyseki ilk iki şu gerçekleştirdik ve üçüncü uçuş ertelendi .
Güney Afrika'da tabiki de sadece işlerle ilgilenmedim. Türkiye'den bir arkadaşımın kuzenı Johannesburg'da yaşıyormus . Sağolsun ordayken bir gece beni aldı ve Johannesburg'a indik . Şehir cidden cok etkileyici. Aradığınız herşeyi bulabiliyorsunuz .Uganda dan sonra bir anda medeniyetin içine düştüm . O gece cok keyıflı bır aksam yemegınden sonra bıraz gece hayatına göz gezdirelim dedik:). Soylemem gerekırki İstanbuldan bıle fazla opsiyonunuz var hem de mekanlar cok kalıtelı, nezih ve ucuz. Johannesburg'da (Türkiye'de Nişantası kalitesinde)2 kısı alkollu bır aksam yemeğı kişi başı 10 dolar civarı tutuyor. Dıyeceksınız kı orası Afrıka! . Ama öyle olmasına rağmen Johannesburg Amerika standartlarına ulaşmıs bir yer . (Malesef bizden bir adım öndeler .)
Evet bu guzel on gunun ardından Johannesburg'dan ayrıldım . Bu benı cok mutlu edıyordu cunku uganda yı cok ozlemıstım . Bılmıyorum neden ama Uganda da daha huzurlu ve guvenlı geldı bana. Insanları daha sıcak ve ılımlı.
Uganda ya gelır gelmez hemen kendımı dısarı attım . Herkesı cok ozlemıstım. Arkadaslarımı, mekanları, evimi . Evet Uganda daydım ve cok mutluydum ınanılır gıbı degıl:) . Meltem bu konuyu daha önce dıle getırmıstı . Kampala ınsanı kendıne baglar demıstı ama bu kadar kısa surede ozleyebileceğimi düşünmemiştim.

2 gun sonra tekrar ucuncu ucus ıcın tekrar Guney Afrıka'ya gittim . Ikıncı gıdısımde yıne ışle ılgılı aksılıkler oldu ve gerı dondum . Ve ıkı gun Uganda da kaldıktan sonra yıne Guney Afrika'ya geçtim . Artık otomatiğe baglamıs durumdaydım . 3. seferde ,son operasyonda gerceklestı. Son operasyonun ardından artık cok yorgundum ama sıze o ısı bıtırmenın verdıgı huzuru anlatamam. Dunya nın en guneyınde yalnız basımaydım ama bır sekılde ısler yoluna gırmıs ve operasyon bıtmıstı . Ve gecenın sonunda da Kanadalı Binbaşının savaştan galip cıkan komutanmısım gıbı bana kendı bırımının nişanını vermesi cidden o kadar yorgunlugun ardından kuş gibi hissetmemı sagladı .

Tekrar Uganda ile ilgili konusmadan önce Güney Afrika ıle ılgılı kısa notlar verıyım .

1.Muhtesem düzenli ve kalıtelı bır sehır bana Los Angeles ı hatırlattı (hıc bı yer ole olamaz ama hatırlattı.)
2.Korkunc ucuz bır yer JNB gorulmelı fakat THY nın seferlerı varken CapeTown da tatıl kesın dusunulmelı.
3. Guney Afrıka Havayolları ıle kesın uculmalı . Cok kalıtelı bır hava yolu tecrubelerıme ve ısın ıcınde olmama dayanarak soluyorum .
4. Uganda'dan sonra muhtesem yemekler bulabılırsınız ama Türkiye'den değil.:)
5.Cok tehlıkelı ve guvenlı olmayan bır yer dıyorlar macera pesınde kosmassanız son derece guvenlı ve guzel bır yer . Istanbul’da da Hacı Husreve gırersenız cıkamassınız, macera aramayacaksınız:) .

Evet şimdi sıra yine ıkıncı vatanım olan Uganda da .:)

Insan hergeçen gün bulunduğu ortama giderek ayak uyduruyor . Artık Ugandaya giderek alıştım . Sorunlar elbette var ama inanın İstanbul’dakinden fazla değil.
Yapılan şeyler şimdilik aynı gece hayatı , spor, yenı restoranlar kesfetme , deli gibi alışveriş yapıp aldığın şeylerın ıcerıgını goremeyınce yıyıp içememe....

Evet böyle devam edıyor ıste hayat . Ama burası cıdden cok huzurlu. Tehlıke yok mu?, tabıkıde var ama Güney Afrika'daki kadar degıl . Birde artık biliyorum bircok yerı , nerde ne var ?, nedır necıdır?diye . Boyle olunca da ısler daha bır kolaylasıyor. Sağolsun Meltem ve dıger arkadaslar sayesınde hergecen gun bıraz daha cogalan bır arkadas grubum olmaya başladı. Boyle oluncada yapacak seyler daha fazla cogalıyor .

Kısaca buralar aynı... ısler sebebıyle yenı seyler yapamadım fakat yenı yasanılacaklarla tekrar burda olucağım .

Yazıyı bitirmeden önce şunuda belirtmek isterim:) özlemler cok arttı su aralar ;

Özlenilenler ;
Babam ,Annem, Figoşum, Aslım, Mesut , Hande ,Mügecik ve bütün ailem ve dostlar ( herkesin ismini yazmıyorum uzar gider kimse alınmasın .)

Evet ama ocak sonu Allah izin verirse İstanbul'da olacağım, ve o zaman 15 gunde olsa bu ozlemler azalacak bundan dolayı cok mutluyum .

Evet sımdılık bu kadar, aslında bu kadar degılde bu kadarını yazabılıyorum devamı sonradan gelecek .
Herkesı cok ozledım ve sevıyorum .... Kendınıze ıyı bakın ....
VOLKAN

Not: “Vakıt olmadıgından hızlı yazılmıstır Yazım hataları ve devrık cumleler ıcın sımdıden ozur ....”






24 Ağustos 2009 Pazartesi

Çok zaman oldu, birikti herşey....


Nerde, ne zaman da kaldık hiç bilemiyorum . İşlerin yoğunluğu , sürekli bir alışma gayretidir gidiyor . Sanırım bu yüzden uzun zamandır yazamadım . Biraz bişeyler yazmanın vaktidir artık ....Öncelikle sıkıcı konulardan başlayalım . İşler Türkiye 'de nasılsa burdada aynı heyecan, aynı stres, aynı yoruculuk ile devam ediyor . İş hayatında herşey yavaşça yoluna giriyor ... Tek fark ise işlerin burda daha düzenli devam ediyor olması . Düzenden kastım burada herkes iş ve sosyal hayatını ayırmış durumda. İş boyunca harcadıkları zamanı sosyal hayatlarına da ayırıyorlar ve aslında bu da herşeyi açıklamaya yetiyor . Ama bu sadece burdaki halk için geçerli değil Avrupa'dan Amerika'dan ve birçok gelişmiş ülkeden çalışmak için gelenler içinde bu böyle . Sanırım burası herkesi biraz değiştiriyor. Çoğunlukla da iyi yönde ....
Hayatımdaki bu değişim benı mutlu etmiyor değil , kendime daha çok vakit ayırmaya başladım...
Biraz da işin keyif veren taraflarından bahsedelim . Bu yazmadıgım 20 gun boyunca buralarda neler oldu?....
Öncelikle çok istekli ve kararlı bir şekilde spora yazıldım. Gelmeden önce spor için güzel bir yer bulamayacağım kaygısı taşırken , Kabira adında evime bir km uzaklıkta harika bir spor merkezi buldum . Spor ve havuz etkinliklerini burda gerçekleştiriyorum .
Günün stresi bu yeşillikler içindeki yerde bir anda kayboluyor....

Haftanın 3 günü burda gece hayatı çok hareketli ..
Bubbles adında çok keyifli bir bar var; benim ve bütün mzunguların favorisi .Çarşamba Cuma ve Cumartesi muhteşem hem de rahatsız etmeyen bir kalabalık oluyor ... Ve açıkça söylemek gerekirse de fiyatlar da çok uygun . Bu yüzden de alkol biraz abartılıyor ama
inanın bir gece bile huzur bozucu bir hareketle karşılaşmadım .
İkinci güzel mekan da geceler için Iguana adında bir bar. O dayine Bubbles'a cok yakın ve guvenlı bır bolgede . Fakat bir fark var Iguana'da lokal halktan daha fazla insan var ama buda ayrı bir keyif çünkü onların harika danslarını izlemek cidden keyif veriyor ...
-Bu arada bu kadar gece hayatından bahsetmişken uyarıda bulunmak istediğim bir nokta var: Lokal kadınlar . Evet burada dikkat edilmesi gereken en önemli şey !. Maddi imkanları çok düşük olduğundan lokal bayanlar sadece beyaz olduğunuz için direk sizin yanınıza geliyorlar ... İlk hedef biraz alkol belki arkasından gecenin devamı ve biraz para . Açıkçası bu tip hareketler , özellikle de yaşı biraz yol almış beyaz hemcinslerimi mutlu ediyor çünkü sadece 10-15 dolar civarı bir para harcayarak bir çok genç ve güzel bayanla beraber olabiliyorlar, fakat sonrası??. Bir çok hastalık ardından gelen birçok talep ve bunun gibi niceleri ..... Karşı tarafı baştan cıkarmak için herşeyi yapıyorlar, elle tacizde buna dahil... Başıma geldiği zaman şok oldum fakat burdaki arkadaşlarım hemen beni kurtardılar:) Genelde böyle bir ortam oluşmadan hemen yanımdaki kız arkadaşlarım beni koruyolar zaten:) birisi benim abim diyor kimisi eşim kimisi sevgilim diyerek uzaklaştırıyolar ..... Bu lokal bayanları da anlamıyor değilim çünkü burda ya çok zenginsiniz ya da çok fakir . Diyeceksiniz ki Türkiye ' de böle değil mi ? ama inanın bukadar değil .... Uçurum korkunç ... Bundan dolayı burdaki bayanlarada hak vermiyor değilim, belki bu yolla aldıkları bır kac dolarla aılelerını gecındırıyorlar. Malesef biraz trajik....


Neyse gelelim burdaki şimdiye kadar tanıştığım bir çok insandan bahsetmeye .... Burdaki en iyi arkadaslarım ne yalan söyleyeyim iki Türk .
Birinden bahsetmiştim Meltem, buraya gelmeden başlayan arkadaşlığımız , buraya geldikten sonrada aynı keyifle devam ediyor, her konuyu ona danısıyorum herşeyı abartsamda artık oda bana alışıyor . Aynı binada çalıştığımız için hergün konuşma fırsatımız oluyor. Zaten genelde de birsürü soru sorarak kafasının etini yiyorum:) . Hergün sıtma ile ilgili birçok soru mu dinliyor . Durumun vahimliğini şu aşağıdaki diyalogla özetleyelim ;

Volkan : :Meltem sırtım bugün çok arıyor bir sıtma testi mi yaptırsam ?
Meltem : Ne alaka sırt birtek sıtmadan mı ağrırmış ?
Volkan : Biraz önce okudum bir belirtiside Sırt ağrısıymış ...
Meltem : Volkan; sen bence doktora falan gitme , test de yaptırma git kendine güzel bir mezar bul ve gömdür :)))))

Evet sanırım benim paniklerimi ve Meltem 'in bu sorulardan bıkkınlığını anlatmıştır bu diyalog. her nekadar insan canlısı olsada onu da çıldırtmayı başarıyorum arada ......
Evet ve konu sıtmaya gelişken ilk doktor anımı anlatmanında vakti geldi.
Geldiğim günden beri sürekli sineklere karşı önlem alsamda birçok kez zati muhteremler tarafından saldırıya uğradım . Bu sebepten sıtmaya karşı biraz tedirginliğim vardı:).(buradaki tek takıntısı sıtma ve obsesyonları olan bir adam içinde bu yeterli sanırım :) ) hatta durum bir ara öyle bir seviyeye geldiki , sıtma sineğinin vücudunda siyah çizgiler olduğunu öğrendim ( beyaz fon üstüne ) ve bir gece uyku sersemi sinek sesine uyanıp sineği avladıktan sonra ezilmiş bedeninde ki renkleri 15 dakika boyunca oturup inceledim. Sonra saate baktım 04! , ertesi gün iş var ve ne yapıyorsun dedim ... Bu arada sinek sıtma sineği değildi, olsaydı ne yapardım bilemiyorum :)
konudan konuya atladım ama bu cumartesine dönüyorum..

Bu cumartesı kendimi bıraz yorgun hissediyordum. Bir ara terlediğimi hissettim ve ateşimi ölçtükten sonra 37.5 i görünce birazdan bahsedeceğim buradaki diğer iyi bir dostum olan Can'ı aradım ve geliyorum hastane ye gidiyoruz dedim. Yazık oda işteydi, gel hastane hemen burda dedi. Bu arada Can'ın bir Ethopia restoranı var ve muhteşem yemekleri olan güzel bir barı var . Neyse Can'ın yanına gittim konuyu anlattım . Önce güldü ve sıtma olsan anlarsın bukadar kolay değil saçmalama!! dedi fakat ısrarlarıma dayanamadı ve benle hastaneye geldi . Hastanede önce resepsiyonda bir hemşire bizi karşıladı sigorta poliçem ve numaram yanımdaydı ama kartım daha çıkmadığı için kabul etmedi. Kredi kartı verdim oda anlamadığım bir sebepten dolayı aksamları geçmiyomus?:s neyse ödemeden sonra muayene bölümüne geçtik . Doktor beni dinledi , ateşime baktı ve pek bir sıtma şüphesi bulamadı ama yinede test yapalım dedi. Gece olduğundan kapsamlı değil fakat sıtma için yeterli bir test yapıldı . Önce parmaktan kan alınıyor, testin üzerine damlatılıyo , bir sıvı ile merkez bölgeye geçiyor kan ve bes dakika sonra tek çizgi varsa sonuç negatif . Evet bunlar o akşam yaşananlar .
O kadar mutlu oldumki yorgunluk ateş herşey geçmişti . Hemen arkasından Can'ın orda zil zil adlı ethopia mutfagına ait muhteşem bir yemekte yiyince, bende ne hasta
lık kaldı ne yorgunluk :)


Can buraya 3 yıl önce gelmiş. Burada kendi restoranını işletiyor, çokta iyi biri, birde İzmir li daha ne olsun . Bu arada diğer bir şansta Can'ın, en yakın asker arkadaşımın çok yakın arkadaşı olması:)
Dünya inanın çok küçük. Bu arada Can ın birde nişanlısı var Kenya' lı fakat ailesi uzun zaman önce ingiltere'den göç ettiği için oda mzungu :) Kim gerçekten bugune kadar tanıdığım en pozitif ve sorunsuz insan . Muhteşem eğlenceli ve yardım sever . Oda bana inanın çok yardımcı oluyor. Ve gelelim diğerlerine , burada Meltem ve Can 'ın aracılığı il
e bir çok arkadaşım oldu çoğunun adını bile ezbere bilmesemde hepsi muhteşem insanlar İngiliz, Güney Afrikalı, Alman, Fransız, İspanyol ve niceleri . İşin aslı burda hiç yalnızlık çekmiyorum .... İnsanın özlemleri tabiki de oluyor fakat çevresinde dertleşip konuşabileceği insanlar olunca bu özlem azalmasada dayanılır hale geliyor...
Ben ve Can

Bu arada Dubai ofisinden bir arkadaşımız bir günlüğüne İş için buraya geldi ve ekip olarak ona EBB de yardımcı olduk . Entebbe inanın muhteşem bir yer; çok sakin , muhteşem bir doğaya sahip . Arkadaşımı gezdirmek için birara hayvanat bahçesine düştü yolumuz, 20 dkkda olsa bir gezindik. Hayvanat bahçesinde hayvanlardan çok çevredeki okullardan gezmeye gelen 5- 6 yaşlarındaki Afrikalı çocuklar ilgimi çekti . Onlarla beraber resim çektirirken bana dokunmak için kavga ediyorlardı . O kadar tatlı ve içtenlerdiki anlatamam . Cok sıcaklardı, içlerinde bana karşı en ufak bir endişe ve ya korku yoktu hatta çok fazla sevgi vardı ....

Evet şimdilik bunlar birikti. Bir kaç satırla geçmiş 20 günümü özetledim en kısa sürede yine burda olacağım şimdilik iyi bakın kendinize

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Her geçen gün biraz daha güzel sanki....

Evet , nasıl denir bilmiyorum, şuanda ülkemden sevdiğim insanlardan çok uzaktayım . Ama bilmiyorum neden , büyük bir özlem başlamak üzereyken içimde git gide daha mutlu olmanın verdiği bir heyecanda yok değil.
1 ağustos cumartesi gecesi Meltem 'in doğum günüydü ( Meltem buraya gelmeden önce burda 4 yıldır yaşıyan ve bana çok yardım etmiş olan , aynı zamandada ofisimin alt kat komşusu çok çok çok iyi insan. Ayrıca hakkını teslim etmeliyim bu blogu oluşturma fikrinide kendisi vermiştir bana .) Neyse doğum günü için Meltem evinde bir parti organize ediyordu. Açıkçası gidinceye kadar bu kadar güzel bir ortam beklemiyordum. Araba edinmiş olmama rağmen sürekli kaybolduğum için Meltem sağolsun bana bir taksi ayarladı ve beni evimden aldırttı. saat 9 sularında Meltem' deydim. Parti yeni başlıyordu. Açıkçası önce 1 saat oturup dönme fikrindeydim fakat her ilerliyen dakika daha keyifli ve eğlenceli olmaya başladı . Harika yemekler , içkiler ve muhteşem müzik. Cidden çok organizeydi herşey. Tabikide sadece bunlar için bir yerde durulmaz . Kapıdan giren her insan beni mutlu ediyodu. Çünkü hiç tanışmadığım Dünya'nın her bölgesinden insanlar partiye gelmeye başlamıştı. Çok şaşırdığım farklı bir olayda partide Meltem'den başka yeni 6 Türk ile tanışmış olmamdı . İnsan bir Mutlu olmuyo değil. Neyse her zaman ki gibi yine her yerdeyiz :)


neyse devam edelim patide burda yaşıyan bir çok İngiliz , Güney Afrikalı , Cezayirli (ki brnim için ikinci ülkemdir:) ) Norveçli , Rus.... ve daha bir çok milletden insanla tanışma fırsatı buldum. Kimileri ile daha önce Iain ile gittiğimiz Publarda tanışmış olmam açıkçası çok da soğuk kalmamı engelledi.

Burda çok şaşırdığım diyer bir unsurda parti sırasında su gibi tüketilen alkole rağmen , kimse birbirine rasızlık vermiyordu. Açıkçası bu Ülkemde çokda alışık olduğum bir durum değildi. Bilmiyorujm neden insanlar birbirine çok kibar ve anlşayışlı davranıyordu (neden bu kadar şaşırdıysam...)

Evet gel gelelim saatler artık 0300 olmuştu ve yorulmuştum. Biraz dinlenmem gerekiyordu. Sağolsun Burda tanıştığım bir Türk Aile beni evime kadar bıraktılar. Artık dinlenip keyifli bir pazar gününe başlamamın vakti gelmişti sanırım .

Ve öyle oldu... Keyifli bir pazar günü uykulu olmama rağmen havadanmıdır bilmem erkenden kalktım ... Bir kahvenin ardından tüm cesareti toplayıp arabaya atlayıp yola koyuldum .....
utanmasam Hansel ile diğer çoçuğun adını unuttum, yola ekmek atıcaktım tekrar koybolmamak için .
Neyse ki korktuğum olmadı burda çok keyifli olan yerlerden birine bişeyler yemeğe gittim . Cidden leziz bir yemek yedikden sonra . Bütün çalışanların gülğmsediği ve size yardımcı olmaya çalıştığı süper markette alışverişimi tamamlayıp evime döndüm.

Evet artık yeni bir haftaya ofisdeki işlere adapte olmaya hazırdım. Zor fakat keyifli bir hafta beni bekliyor .....

Sevgilerimle...
Volkan

31 Temmuz 2009 Cuma

Uganda'ya varış... ilk izlenimler


Öncelikle bu blogu oluşturma fikrini veren butun dostlara ve alt yapıda emegı gecenlere teşekkurler..

Evet sanırım sadece ıkı ay kadar onceydı ve bır gece yemekte arkadaşlarımla beraber otururken gelen bır telefonun ardından , arkadaşlarıma " ugandaya gidiyorum " bir yıl sonra gelecekmişim" dedim.

Önce biraz şok etkisi yarattı, etrafımdakılerde bu nedir? ne alaka? dediler. Çalıştıgım fırma boyle bır proje onerdı ve sadece 5 dklık bır telefon konusması ardından düşünmeden kabul ettim.... sanırım o aralar İstanbul 'dan gidesim varmış...

Neyse sonrası çok karışık zaten ...




...Ve artık buyuk gun gelmıstı. Havaalanında; aılem, kız arkadasım ve dostlarımla zor olan bır ayrıktan sonra mısır aktarmalı uganda seferı başlamıştı. Yolculuk cidden cok keyıflıydı. Bir havacı olarak ucaktan korkmama ragmen gayet sorunsuz Entebbe'ye geldim. Yıne cok sorunsuz bır sekılde gumrukte hiçbir soru sorulmadan, bana uykulu gozlerle bakan gumruk memurundan vızemı aldıktan sonra hava alanında benı almak uzere bekleyen fırmamızın Uganda ve Afrıka sorumlusu olan Iaın'la bulustum.

ılk bır kac gun Iaın'larda kalacak ve daha sonra da kendı evıme geçecektım . Gercı ev ayarlanmıstı ama ay basını beklemek gerekmış. Iaın'lara sabah 5 cıvarı vardım. Iaın'ın esı , 4 aylık ıkızlerı ve ıkı tane golden kopek evde benı beklıyordu. Cıdden cok huzurlu bır ev ızlenımı var . Bu ilk gün cok uykuluyum ve uyumam gerektı cunku 4 saat sonra yogun bır gun baslayacak ve 1 yıllık keyıflı geçecegıne inandığım Afrıka macerası benı beklıyor olacak....


devamı cok yakında.......

Ben geldim..Yaşar usta!!!

Ben geldim..Yaşar usta!!!